4 Mayıs 2010 Salı
George Orwell - 1984
Bu kitap adamı öldürür. Hasar bırakır. Zihnimi altüst etti. Çift düşüncelere hazır ol.. Tekdüzelik çağından, yalnızlık çağından, Büyük Birader çağından, çiftdüşün çağından selamlar ;) Ama Goldsteinci de olabilir insan. En azından tele ekrana yakalanana kadar. Hele o evde yakalanış anlarında,resmin arkasından "siz ölüsünüz." sesi geldiğinde gerçekten sararmış olduğumu düşündüm. "Düşünce suçu ölüm tehlikesi yaratmaz. Düşünce suçunun kendisi ölümdür!" diyor kitap. Nasıl yani ? Çiftdüşün işte. Ayrıca "günlük tutmanın kendisi bir suç değildi. ama yakalanırsanız ölüm cezasına çarptırılırdınız". "Bilinçleninceye dek başkaldırmayacaklar. Başkaldırmazlarsa da hiç bir zaman bilinçlenemeyecekler." Herkes çevresinde olup bitenlere bakmalı, hayatı farklı pencerelerden yorumlamalı ve kafatasımızın içindeki birkaç santimetreküp dışında hiç bir şeyin bize ait olmadığını anlamalı!!!" der Parti. Ama eğer "bir umut varsa proleterlerdedir. Karanlığın olmadığı yerde buluşalım." ama Sevgi Bakanlığı olmasın mümkünse. "Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir." ama buna Parti beş diyorsa ve sana da dedirtiyorsa ve bunu inanarak söylüyorsan yapacak pek bir şey kalmamış demektir. (21 Nisan'da sevgili Lacivertimle kitap üzerine yazıştıklarımızdan derleme bir yazı oldu.)
Parti der ki : "Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir."
Çiftdüşün toplumu uyuturken, Yenikonuş dili fakirleştiriyor. Belki bir distopya ama bilmek lazım, bu altmış iki yıl önce yazılan kitap, şimdiyi düşününce hiç de distopya gibi görünmüyor.
Bakmayın yazdıklarımın sıkıcı durduğuna. Nasıl okuduğunu anlamıyor insan.
28 Nisan 2010 Çarşamba
Doktor Jivago - Boris Pasternak
Boris Pasternak, Sovyet Devrimi'ni eleştiren ve bu yüzden Nobel'e layık görülen, ancak ülkesini eleştirdiği için bu ödülün kendisine verildiğinin farkında olarak ödülü reddeden bir usta yazar. Yazarlığıyla da bu ödülü alabileceği hakkını teslim ediyor herkes ama asıl etkenin de devrime karşı çıkması olduğunun çoğu kişi bilincinde. Reddetme gerekçesinin Sovyetler Birliği yönetiminin yazarın ödülü almasına izin vermemiş olduğu iddiası ortada dolaşmaya başlayınca Boris Pasternak, Nobel ödül komitesine bir mektup yazmış ve bu mektupta şunları söylemiş :
"Romanımın çevresinde gelişen siyasi kampanyanın kazandığı boyutları görünce ve Nobel ödülünün bana verilmesinin, çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca kimsenin zorlamasıyla değil kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim"Dr. Jivago, Rus Devrimi sırasında geçen olayları anlatan bir roman. Kendisi üst tabakadan ve kendisine büyük bir sevgi ile bağlı bir kadınla, Tonya ile evli olduğu halde, şiirlerine ilham veren başka bir talihsiz kadını, Lara 'yı seven, böylelikle sadakat ve ihtiras arasında bocalayan, hayatının kontrolü kendi elinden alınmış ve savaşın parçaladığı yokluklarla dolu bir ülkede oradan oraya sürüklenen aynı zamanda şair bir tıp doktorunun, Doktor Jivago'nun dramını anlatıyor.
Filmi de çekilmiş, aslında kitaptan filminden ev arkadaşımın sıkça söz etmesiyle haberdar oldum. Kötü bir kitap mıydı, kesinlikle hayır. Çok çok iyi miydi, buna da evet diyemeyeceğim. Ama seviyorum Rus klasiklerini, bu yüzden de sıkılmadan okudum.
İlluminati - Texe Marrs / Kod Adı: Kılıçbalığı 11 Eylül Senaryosu- Aydoğan Vatandaş
İkisi de komplo teorilerinden müteşekkil kitaplarımızda nedense bir kişisel gelişim kitabı büyüsü var. Okuduğun zaman "vay beee!" dedirtiyor, bittiği zaman da pek hatırlamıyorsun. İlluminati'ye Melekler ve Şeytanlar'ı okuduktan sonra merak salmıştım. Kısaca şunları söyleyebiliriz kitabın içeriği hakkında:
"İllüminati dünyada kurulu bulunan en büyük ve güçlü örgüt. Hiçbir zaman kanıtlanmamış olsada dünyanın önde gelen on ailesi (rotschild, rockefeller, vs.) tarafından kurulan, yönetilen, kendi çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi ülkelerin politik, sosyal ve siyasi yapılarını etkileyen, değiştiren, savaş çıkaran, amaçları dünya halkını tamamen kendileri için çalışan köleler yapmak olan, devlet başkanları, başbakan ve diğer ülke yöneticilerini kontrol eden, medyaya sahip olduğu için hiçbir zaman göz önüne çıkamayan ve yaptıklarını gizleyebilen, yani dünyayı kapalı kapılar ardında, bir yuvarlak masa etrafında yöneten örgüt." (http://www.uludagsozluk.com/#1440989)
Aslına bakılınca daha evvelden okunsa komplo teorisi olarak nitelendirilebilecek bu kitap, zaman geçip de doğrulayacak bir sürü şey çıkınca ilginçliğini yitirdi aslında. Bir doların üzerindeki işaretlerle dikkatimi çekmişlerdi ilk önce. Sonra köklerinin Tapınak Şovalyelerine uzandığını öğrendim. Ayrıca Skulls and Bones , Bohemian Grove , CFR , Bielderberg gibi pek çok alt kuruluşa da sahiplermiş. IMF de bunların diğer milletleri borçlandırma koluymuş. Semavi dinleri tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen bu örgüt aynı zamanda moon ve scientology gibi tarikatlarla seküler dinleri kitlelere aşılamaktaymış. Kendisine hizmet edecekleri kan bağı ve statü yoluyla seçermiş. Ayrıca kendine has ritüelleri de varmış. Mış diyorum çünkü ne varlıkları ne de yoklukları kanıtlanmış.
Kod Adı Kılıçbalığı'na gelince... 11 Eylül yaşandığında lisedeydim. Ortalığı toz duman edip tehditler savurmuştu ABD. Sonra kendi yaptırdığı ortaya çıktı. Direkt kendi yaptırmasa da yapılacağından haberdar olması ne demek oluyordu zaten? Ya da eylemcilerin ABD yetiştirmesi olmaları?
Kitap adını, 11 Eylül olaylarının olduğu sırada vizyonda olan ve konu itibariyle ABD’deki derin devleti anlatan “Kod Adı Kılıç Balığı” isimli filmden almaktadır. Saldırının ve filmin teması birbirini çağrıştırmakta zaten.
Kitapta dikkat çeken başlıca iddialar şöyle:
"Peş peşe gelen saldırıların hemen ardından İsrail ve ABD basını anlaşmış gibi olayın faillerinin İslam Dünyasına mensup kişiler olduğunu belirtti. Ancak olaydan kısa bir süre sonra, saldırıların oluş şekli ve zamanlamaları bazı şüpheleri ortaya çıkardı:
1. Uçaklar kaçırıldıktan sonra, çarpışmaya kadar 30 dakika rotalarından sapmış olarak uçmuşlar ve nedense radarlarca hiç fark edilmemişlerdi. Ayrıca kaçırıldıklarına dair herhangi bir sinyal verilmemişti.
2. Uçaklarda bulunduğu iddia edilen on sekiz terörist oldukça iyi eğitimli ve nereye ne zaman saldıracaklarını iyi bilen kişilerdi. Saldırıları yaptığı iddia edilen kişilerin bu kadar ciddi bir eğitim almaları mümkün gözükmüyor.
3. CIA, FBI ve ABD’nin en esrarengiz istihbaharat örgütü NSA bu saldırılardan nasıl haber alamamıştı. Dünyadaki tüm telefon konuşmalarını süzen ve bazı stratejik kelimeleri duyduğunda kayda geçen “Echelon sistemini” kullanan NSA nasıl faka basmıştı.
4. İlk uçak çarptığında niçin uyanılmadı. Aradan geçen 18 dakika içerisinde gökyüzünde rotasından çıkıp kule ile irtibatlarını kesen uçakların olduğu nasıl fark edilemeyip müdahale edilemedi."
Bu gibi soruların etrafında dönen kitap gerçekten normalde insanı şaşırtacak iddialarla dolu olsa da söz konusu ABD olunca daha fazla şaşkınlık yaşanmıyor işin aslı.
"İllüminati dünyada kurulu bulunan en büyük ve güçlü örgüt. Hiçbir zaman kanıtlanmamış olsada dünyanın önde gelen on ailesi (rotschild, rockefeller, vs.) tarafından kurulan, yönetilen, kendi çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi ülkelerin politik, sosyal ve siyasi yapılarını etkileyen, değiştiren, savaş çıkaran, amaçları dünya halkını tamamen kendileri için çalışan köleler yapmak olan, devlet başkanları, başbakan ve diğer ülke yöneticilerini kontrol eden, medyaya sahip olduğu için hiçbir zaman göz önüne çıkamayan ve yaptıklarını gizleyebilen, yani dünyayı kapalı kapılar ardında, bir yuvarlak masa etrafında yöneten örgüt." (http://www.uludagsozluk.com/#1440989)
Aslına bakılınca daha evvelden okunsa komplo teorisi olarak nitelendirilebilecek bu kitap, zaman geçip de doğrulayacak bir sürü şey çıkınca ilginçliğini yitirdi aslında. Bir doların üzerindeki işaretlerle dikkatimi çekmişlerdi ilk önce. Sonra köklerinin Tapınak Şovalyelerine uzandığını öğrendim. Ayrıca Skulls and Bones , Bohemian Grove , CFR , Bielderberg gibi pek çok alt kuruluşa da sahiplermiş. IMF de bunların diğer milletleri borçlandırma koluymuş. Semavi dinleri tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen bu örgüt aynı zamanda moon ve scientology gibi tarikatlarla seküler dinleri kitlelere aşılamaktaymış. Kendisine hizmet edecekleri kan bağı ve statü yoluyla seçermiş. Ayrıca kendine has ritüelleri de varmış. Mış diyorum çünkü ne varlıkları ne de yoklukları kanıtlanmış.
Kod Adı Kılıçbalığı'na gelince... 11 Eylül yaşandığında lisedeydim. Ortalığı toz duman edip tehditler savurmuştu ABD. Sonra kendi yaptırdığı ortaya çıktı. Direkt kendi yaptırmasa da yapılacağından haberdar olması ne demek oluyordu zaten? Ya da eylemcilerin ABD yetiştirmesi olmaları?
Kitap adını, 11 Eylül olaylarının olduğu sırada vizyonda olan ve konu itibariyle ABD’deki derin devleti anlatan “Kod Adı Kılıç Balığı” isimli filmden almaktadır. Saldırının ve filmin teması birbirini çağrıştırmakta zaten.
Kitapta dikkat çeken başlıca iddialar şöyle:
"Peş peşe gelen saldırıların hemen ardından İsrail ve ABD basını anlaşmış gibi olayın faillerinin İslam Dünyasına mensup kişiler olduğunu belirtti. Ancak olaydan kısa bir süre sonra, saldırıların oluş şekli ve zamanlamaları bazı şüpheleri ortaya çıkardı:
1. Uçaklar kaçırıldıktan sonra, çarpışmaya kadar 30 dakika rotalarından sapmış olarak uçmuşlar ve nedense radarlarca hiç fark edilmemişlerdi. Ayrıca kaçırıldıklarına dair herhangi bir sinyal verilmemişti.
2. Uçaklarda bulunduğu iddia edilen on sekiz terörist oldukça iyi eğitimli ve nereye ne zaman saldıracaklarını iyi bilen kişilerdi. Saldırıları yaptığı iddia edilen kişilerin bu kadar ciddi bir eğitim almaları mümkün gözükmüyor.
3. CIA, FBI ve ABD’nin en esrarengiz istihbaharat örgütü NSA bu saldırılardan nasıl haber alamamıştı. Dünyadaki tüm telefon konuşmalarını süzen ve bazı stratejik kelimeleri duyduğunda kayda geçen “Echelon sistemini” kullanan NSA nasıl faka basmıştı.
4. İlk uçak çarptığında niçin uyanılmadı. Aradan geçen 18 dakika içerisinde gökyüzünde rotasından çıkıp kule ile irtibatlarını kesen uçakların olduğu nasıl fark edilemeyip müdahale edilemedi."
Bu gibi soruların etrafında dönen kitap gerçekten normalde insanı şaşırtacak iddialarla dolu olsa da söz konusu ABD olunca daha fazla şaşkınlık yaşanmıyor işin aslı.
27 Nisan 2010 Salı
Pinhan - Elif Şafak
Pinhan gizli demekmiş, Pinhani'nin ismi canımı sıktığında araştırmıştım. Sonundaki i olmayınca daha sağlam duruyor sanki. Neyse konu o değil zaten. Konu Elif Şafak'ın ilk kitabı olan Pinhan.
Kitabın baş kahramanı Pinhan, son derece haylaz amma velakin geceleri kendi derdine yanan, düşüne düşüne içi içini yiyen bir çocuktur. Çünkü çift cinsiyetlidir. Bu da kendisi için sürekli gizlenmesi gereken bir şeydir. İşte bu yüzden gecelerini düşünüp üzülerek gündüzleri de haylazlıkla geçirmektedir. Günler böyle geçe dursun bir gün yolu bahçesindeki elmalar yüzünden Dürri Baba Tekkesi'ne düşer. Yılları orada geçer.
Bir de Akrep Arif mahallesi sakinleri vardır. Yılların Akrep Arif mahallesinin adı bir gün Nakş-ı Nigar olarak değiştirilince bu mahalle de Pinhan'a benzer aslında, çift isimli, çift karakterli. İşte bu noktada kesişir mahalleyle Pinhan'ın yolu.
Tekkedeki tüm dervişlerin bir hikayesi vardır. Pinhan'ın ise yoktur. Bir hikayesi olsun diye gelir İstanbul'a ve Karanfil Yorgaki ile hikayesi başlar. Belki de orada biter.
Garip, çok garip hissettiren bir hikaye Pinhan'ın hikayesi. "Aşk"ın üzerine çok fazla düşüldü belki ama Pinhan'ın da aşağı kalır yanı yok bence.
Kitabın baş kahramanı Pinhan, son derece haylaz amma velakin geceleri kendi derdine yanan, düşüne düşüne içi içini yiyen bir çocuktur. Çünkü çift cinsiyetlidir. Bu da kendisi için sürekli gizlenmesi gereken bir şeydir. İşte bu yüzden gecelerini düşünüp üzülerek gündüzleri de haylazlıkla geçirmektedir. Günler böyle geçe dursun bir gün yolu bahçesindeki elmalar yüzünden Dürri Baba Tekkesi'ne düşer. Yılları orada geçer.
Bir de Akrep Arif mahallesi sakinleri vardır. Yılların Akrep Arif mahallesinin adı bir gün Nakş-ı Nigar olarak değiştirilince bu mahalle de Pinhan'a benzer aslında, çift isimli, çift karakterli. İşte bu noktada kesişir mahalleyle Pinhan'ın yolu.
Tekkedeki tüm dervişlerin bir hikayesi vardır. Pinhan'ın ise yoktur. Bir hikayesi olsun diye gelir İstanbul'a ve Karanfil Yorgaki ile hikayesi başlar. Belki de orada biter.
Garip, çok garip hissettiren bir hikaye Pinhan'ın hikayesi. "Aşk"ın üzerine çok fazla düşüldü belki ama Pinhan'ın da aşağı kalır yanı yok bence.
Malcolm X - Alex Haley
Üniversite yıllarından beri merak ettiğim kitap ablamların kütüphanesinde karşıma çıktı. Kitlelere önderlik eden bir insanın kendi hayatı hakkındaki samimi paylaşımları. Sert duruşlu bir kişinin içindeki yumuşak taraflar. Michigan, Boston ve Harlem'de akıllara gelebilecek her türlü pisliğe bulaşması. Hapishaneye düşmesi ve sonrasında hapishane yılları için: "Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra hapishanedir" fikrini ortaya koyması. Yanlış yoldan kurtularak girdiği başka bir garip yoldan kendisini döndürme fırsatını yakalaması. Kendisine dayatılan "beyaz adam" düşmanlığını ve yoğun ırkçılık duygusunu hacca gidince aşması. Elijah Muhammed'in anlattığı İslam'la gerçek İslam arasında dağlar kadar fark olduğunu fark etmesi. Hayatını ortaya koyduğu bir cemaat tarafından önce hain, sonra hedef gösterilmesi. Ve henüz 40 yaşındayken yine bu cemaate mensup kişiler tarafından tam 16 kere kurşunlanması. Gerçekten ibret verici ve zaten bu amaçla kaleme alınmasına izin verdiği bir hayat hikayesi. Aynı zamanda farklı olanın sistematik olarak nasıl ötekileştirildiğini anlatan mükemmel bir eser. Kesinlikle tavsiye edilir.
Antikacı Dükkanı - Charles Dickens
Küçükken bize 50-60 sayfalık sadeleştirilmiş şekilleri okutulan kitaplar meğer ne kadar da hacimlilermiş aslında. Onlardan biri Antikacı Dükkanı. Nell adlı küçük kızın dedesinin borçları yüzünden oradan oraya savruluşlarını anlatıyor bu kitap. Toplumun her kademesinden insan var Dickens'ın eserinde. O günün ağır çalışma şartlarına da değinilmiş. Bir de romanın kötü karakteri Quilp var ki o küçücük boyuyla her yerden çıkmasıyla bir gerilim filmi karakterini aratmıyor. Sonu tabii ki acıklı. Ama bu acıklı son için Oscar Wilde: "Küçük Nell'in ölümünü 'gülmeden' okumak için kişinin taştan bir kalbi olması lazım" demiş. Ben taş kalpli değilim ama güldüğümü de hatırlayamadım, neden ki?
Benim Üniversitelerim - Maksim Gorki
Tamam büyük yazardır vs. ama bizim için artık çok klişe olan "hayat üniversitesi" tabiri için bu değerli yazarımız kalkıp döktürmüştür. Benim Üniversitelerim, Gorki'nin başyapıt olarak kabul edilen üç kitaplık yaşam öyküsünün son kitabı aynı zamanda.
Gorki'yi okurken sıkılmıyorum ama bana yeni bir şey kattığını da hissetmiyorum. Olaylar değişmiş doğal olarak bu kitapta ama anlatım tarzı bana çok tekdüze geliyor. Ana'da da, Ekmek İşçileri'nde de, Ekmeğimi Kazanırken'de de aynı şey oldu. Rus yazarları çok beğenirim ama işte Gorki'de biraz sıkıntımız var :)
Gorki'yi okurken sıkılmıyorum ama bana yeni bir şey kattığını da hissetmiyorum. Olaylar değişmiş doğal olarak bu kitapta ama anlatım tarzı bana çok tekdüze geliyor. Ana'da da, Ekmek İşçileri'nde de, Ekmeğimi Kazanırken'de de aynı şey oldu. Rus yazarları çok beğenirim ama işte Gorki'de biraz sıkıntımız var :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)